
Sanırım 6 sene kadar önceydi, Trabzonspor yine Şampiyonlar Ligi ön elemesi için hazırlanırken elinde kusursuza yakın parçalar vardı. Syzmek Yattara Gökdeniz ve Fatih dörtlüsü belki de kariyerlerinin en iyi dönemlerindeydi.
Bütün kamuoyu, teknik heyet ve yönetim eksik noktalar üzerinde uzlaşmıştı ve 3 nokta transfer yapıldı o dönem; Jefferson Eller ve Jun. Hepsi mevki olarak tam isabet olsa da Eller’i biraz daha ayırarak yazıyorum, bu transferlerin takıma katkıları koca bir “0“oldu. Yıllar geçtikten sonra o dönemin” Tuncay Bekiroğlu’su” Utku Bozoğlu ve başkan Atay Aktuğ hocayı transfer konusunda pasif kalmakla suçlamıştı. Hatta Bozoğlu “Hoca istese Halil’i bir gece de getiriyordum” mealinde bir şeyler de söylemişti. Atay Aktuğ ise bir adım daha öne gidip “İyi ki hocayı göndermişiz takım hiç çalışmamış” demişti…
Girizgahı biraz uzun tutmamın sebebi 3 yanlış transferin sonuçlarının neler olabileceğini hatırlatmak istememden ibarettir. Bu hata Hocanın 2 yıllık emeğini mahvetmiş ve başarısızlık hiç de hak etmediği bir şekilde ona fatura edilerek Kore’ye gönderilmişti. Yeni dönemde görünen o ki, Şenol Hoca dizginleri elinden bırakmak istemiyor. Dışarıdan görünen babacan yapısının arkasında, takım otobüsünün nereye ve nasıl park edeceğine kadar her şeye karışan ve müdahale eden sınırsız yetki ve otoriteye sahip bir adam var artık. Bu yönetim şeklinin doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır ancak kesin olan bir şey var ki, Şark usulü bu yönetim sonuç verdi ve takım son ana kadar yarışın içinde kaldı…
(Nihayet) Sadede gelip Adrian meselesine gelirsek bu transfer bir çok açıdan 6 sene kadar önce bir türlü gerçekleşmeyen Zurawski transferine benziyor, bir farkla bu sefer transfer mutlu sonla bitti…Bu da Şenol Hocanın transfer üzerindeki etkisinin ne derece fazla olduğunu gösteriyor herhalde…
Şunu baştan söyleyeyim, bu bir iyimserin yazısıdır. Transferlerin erken değerlendirilmesinin zararlarını bir çok kez gördük ve Adrian kesinlikle Jaja’da ya da Yattara’da olan sihire sahip değil. Bu nedenle sahaya çıktığında Adrian’dan 10 numara etkisi bekleyenler kuvvetle muhtemel yanılacaktır. Onu izlemeden önce hakkında okuduklarım bende eski model bir 10 numara izlenimi bıraksa da Adrian’ı izlediğim 6 tam maç ve 2 yıl boyunca oynadığı maçların özetlerine bakarak şunu söyleyebilirim “gerçek bir takım oyuncusu”.
Pozisyonu hakkında birçok soru var. Tıpkı Engin-Burak-Zokora- Henrique gibi Adrian’da gezgin bir oyuncu. 4-5-1 taktiğiyle çıktıkları maçlarda sol açık gibi başlayıp dönem dönem sağa kayabiliyor ya da işler sıkıştığında ortaya gelip komutayı alıyor. Topun kıymetini biliyor ve kolay top kaybı yapmıyor. Sürekli iddia edildiğinin aksine defansa yardım konusunda umursamaz değil. Mutlaka bir eşleştirme yapacaksak Alan’a bakabilirsiniz. Hakkında yapılan yorumların tam olarak neye dayandığını anlamıyorum ama “bence” bu transferin gerçekleşmesinde Adrian’ı öne çıkartan özellik neyi ne zaman yapacağını bilmesinden, yeteneklerini azami şekilde kullanmasından ve gelişime açık olmasından ibaret. Her iki ayağıyla derin pas verebiliyor, sol ayağıyla gayet etkili şut atabiliyor, topu ayağında tutmaya düşkün değil… Bence Engin’den daha yetenekli bir oyuncu değil ama yeteneklerini sahada azami şekilde kullanmaya çalışıyor, ki bu da onu öne çıkartıyor. İnsanlar gol ve asist sayısını sorguluyor ama bir şeyi sürekli gözden kaçırıyorlar.
Adrian’ı öne çıkartan şey istatistikler değil, 16 takımlı Polonya ligini 8. sırada bitirmiş bir takımın oyuncusunu ligin Mvp’si ve Milli takımın 2012’deki en önemli silahlarından biri yapan şey gol ve asist istatistiklerine sığmayan her şeydir…Adrian takımının dahi asist ve gol sıralamasında lider değil. Sürekli Selçuk’un yerine bir transfer mi şeklinde bir eşleştirme var, bir çok açıdan Selçuk’la eşleştirilebilir. Serbest vuruşlar, oynadıkları mevki, liderlik özellikleri vs. Selçuk-Adrian eşleşmesinde Selçuk fizik ve defansif açıdan önde dursa da Adrian onda ve takımda o mevkide daha önce oynayan oyuncularda olamayan bir şeye sahip;“Patlayıcı hıza”Yine de şunun altını çizmekte fayda var; Adrian Selçuk’un yerinde oynayacak bir adam değil kesinlikle.
Adrian “Varşova’nın Arda’sı” konumundaydı buraya gelmeden önce…Sol açıkta oynamasına rağmen takım oyunu onun üzerinden kuruyordu, yine de tekrar etmekte fayda var, Adrian’ı izlerken sihir bekleyenler büyük hayal kırıklığına uğrar. Görünen o ki, Şenol Hoca yeni sezonda problemli oyuncuları rehabilite etmek yerine enerjisini gerçek takım oyuncularında kullanmak istiyor.
Okumaya buradan başlayanlar için özet geçersek, 4-5-1 ve 4-3-3’ün sol kanadında ve göbekte ofansif ortasaha olarak oynayabilen. Topu ayağına isteyen, maç boyunca oyunun içinde kalan, basit oynamayı seven ve takımı için oynayan bir oyuncu Adrian. Bütün bu değerleri alt alta topladığımızda bence Şenol Güneş Colman Zokora ve Adrian’la 3’lü bir ortasaha kurarak oyuna daha fazla hükmetmeyi deneyecek.
Fiyat konusuna gelince, karşınızda blöf yapan değil, gerçekten oyuncusunu satmak istemeyen multi-milyoner bir başkan ve arkanızda da transfer için bastıran bir Teknik Direktör ve camia var. Bu şartlarda ucuz oyuncu almak pek mümkün görünmüyordu. Süper Lig görmemiş oyunculara 5 Milyon Euro değer biçildiği bir ortam için makul bir rakam ama bu Adrian için ederinden biraz fazla ödendiği gerçeğini de değiştirmiyor, tıpkı bu transferle Polonya liginin tartışmasız en iyi oyuncusunu aldığımız gerçeği gibi...
Umarım bu transfer Ünal Karaman ile kapattığımız “yaratıcı ortasaha oyuncusu” dönemini de tekrar başlatır.
Kaynak: Cezasahasi.net
| Yorumlar |
|
Powered by !JoomlaComment 3.26










